alexa
Doom
Doom ID Software tarafından geliştirilen FPS oyunudur. Doom 'da aradığınız her vahşet öğesi bulunuyor. İblisler, en yıkıcı silahlar.. Doom Steam oyunu satin alma isleminizden sonra size hemen Steam PC CD Key olarak teslim edilecektir.
254
DOOM - PC İnceleme
Kubilay A.
11 Haziran 2016 17:05

1993 yılından beri hayatımızda birçok şey değişti. Büyüdük, yaşlandık, boy attık, üniversite bitirdik, ev sahibi olduk, evlendik, hatta belki de çocuk sahibi olduk. Biz oyuncular, 1993 yılından beri hayatlarımızda süregelen birçok değişime şahit olduk. Özellikle oyun ve oyunculuk adına kat edilen yol akıl almaz seviyelere ulaştı. Neden 1993'ü vurguluyorum? Çünkü 10 Aralık 1993'te oyun dünyasını kökten değiştirecek olan DooM bütün ihtişamı ile piyasaya sürüldü. 

Oyun dünyasını gerçek şiddet öğeleri ve durmak bilmeyen bir aksiyon treni ile baş başa bırakan DooM, hiç kuşkusuz oyun tarihinin en popüler birkaç oyunundan birisidir. Binlerce farklı moda ev sahipliği yapan ve yıllardır gerek parodileri, gerekse diğer popüler kültür alanlarındaki adaptasyonları ile DooM, oyun dünyasının vazgeçilmezlerinden birisi olarak adını altın harflerle yazdırdı.

Peki DooM'u diğer oyunlardan ayıran ve ona adeta büyük bir tutku ile bağlanmamızı sağlayan şey neydi? Grafikleri mi? Ses efektleri mi? Silahları mı? Hayır, DooM'u diğer oyunlardan ayıran şey, oyuncuya gerçekten istediği ve aradığı şeyi eksiksiz bir biçimde veriyor oluşuydu. DooM, oyuncular için, oyuncular tarafından yapılan bir oyundu. Ortalama bir oyuncunun isteyebileceği her şeye sahipti. Sıkıcı platform bulmacaları veya sansürlenmiş sahneleri yoktu. Tam aksine onlarca silah seçeneği ile bizi hızlı, durmak bilmeyen bir aksiyonun içine sürüklüyordu. Deyim yerindeyse DooM süt içen çocuk oyunu değil, meybuz kemiren sert kadın ve erkeklerin oyunuydu (takılıyorum vurmayın). 
 

DooM size öyle geniş çaplı, fazla derin, -ne bileyim- duygusal bir hikaye sunmuyordu. Zaten o zamanlar id Software'in başındaki isimlerden birisi olan John Carmack'ın da bir zamanlar yaptığı bir açıklama vardı. Kendisi oyunlarda hikayenin önemli bir unsur olmadığını savunmuştu. Artık ne kadar katılır ya da katılmazsınız orası size kalmış. Fakat buna rağmen DooM'un kendine has, belalı bir hikayesi vardı. Bu hikayeyi bize ara sahneler ya da önceden renderlanmış videolar yardımı ile değil, bölümlerin sonundaki uzun yazı ile anlatıyordu ve bunu çok 'gaz' bir şekilde yapıyordu. Oyuncuyla oyuncu gibi konuşuyordu. 'Kazandığını sanıyorsun değil mi? Yok öyle bir dünya! Asıl savaş şimdi, cehennemin kıyılarında başlıyor! Kalk ve savaşmaya devam et lan!' gibi metinleri bölümlerin sonunda biz oyunculara sunarak gaza gelmemizi ve diğer bölümü daha bir hışımla oynamamızı sağlıyordu. İşte DooM bu şekilde ayrılıyordu diğer oyunlardan. 

İlk DooM'un bu akıl almaz başarısından sonra elbette id Software kolları ikinci oyun için sıvamıştı bile. İlk oyundan bir yıl sonra DooM II: Hell on Earth ile şeytanlara kafa tutmak için bir kez daha silahı elimize aldık. Tıpkı ilk oyunun sahip olduğu başarı gibi DooM II de kendine has, hatrısayılır bir başarı elde etti. İşte o noktadan sonra id Software, DooM konusunda büyük bir sessizliğe büründü. 2004 yılına kadar insanlar DooM ve DooM II'nin ek paketleri ve modları ile idare edip yeni oyunu dört gözle bekledi. Id Tech 4 ile yapılan DooM 3, grafik ve oynanış açısından seriyi köklerinden değiştirmişti. İlk iki oyundaki aksiyonun yanına birkaç tutam da korku öğesi ekleyerek seriyi radikal bir değişikliğe soktular. Zaten id Tech 4'ün grafiksel gücü ile de çıktığı senenin en iyi görünen oyunu ünvanını almıştı Doom 3. Özel ekran kartları bile sürülmüştü piyasaya. Fakat insanlar yine de 3. oyunun bu değişik havasından pek memnun değildi. Elbette harika bir oyundu Doom 3. Özellikle bir korku oyunu hayranı olan benim çok ama çok sevdiğim oyunlardan birisidir hatta. Fakat işe ilk iki oyun açısından bakarsak üçüncü oyunun seriye aslında hiç yakışmadığını görebiliyoruz. Çünkü DooM 3 oynarken tempo çok fazla düşüyordu. İlk iki oyundaki o durmak bilmeyen aksiyon hissini üçüncü oyun bir türlü veremiyordu. Güzel oyundu, güzel puanlar da aldı fakat DooM'un o ana kitlesini tatmin eden bir oyun olamadı. DooM 3'ten sonra id Software yine DooM konusunda uzun bir sessizliğe büründü.

Bu sefer neredeyse 10 senelik bir sessizlikten bahsediyoruz. Birkaç iptal ve yeniden yapılma haberinden sonra Doom, resmi olarak, Bethesda'nın yayıncılığı ve id Software'in bir kez daha yapımcı koltuğuna oturması ile duyuruldu. Şimdi ilk oyun üzerinden tam olarak 12 sene geçti ve sonunda yeni bir Doom tarafımızca oynanmaya hazır durumda. Şimdi sevgili okur, at kolları geri, yaslan arkana, uzat bacakları şöyle öne doğru. Saldın mı kendini? Rahat mısın? Süper. Çünkü çok güzel bir oyun seni bekliyor.

12 senelik bekleyiş

Gerçekten çok bekledik be. Dile kolay 12 sene bir oyun beklenir mi yahu? Beklenirmiş işte. Bethesda ve id Software'in satış politikaları sebebiyle yeni Doom'dan bugüne kadar çok bir bilgi alamamıştık. Anca bazı yabancı dergilerin özel sayıları, bazı yapımcı videoları ve yayımlanan genel fragmanlar sayesinde oyun hakkında belli başlı fikirlere sahip olmuştuk. Hatta oyunu o kadar sır olarak tuttular ki, normalde dağıtılan inceleme sürümleri bu sefer Doom'da karşımıza çıkmadı. Oyun sitesi, dergisi fark etmeksizin, herkes aynı günde başladı oyuna. Ben de dahil. İşte tam da bu yüzden içime bir kurt düşmüştü. Hatta sitemizde bir blog yazım bile var, 'Yeni Doom'dan neler beklemeliyiz?' diye. Oyun hakkında son bir sene içerisinde çok büyük kaygılarım vardı. Bunun suçunu diğer firmaların beceriksizliğine, ya da daha doğrusu paragözlülüğüne atıyorum aslında. Bu konuda aklıma gelen en iyi örnek Konami – MGS V: The Phantom Pain ilişkisi olur herhalde. Onu da tıpkı Doom gibi uzun yıllar beklemiştim ve beklediğimin tam tersi bir oyunla karşılaşınca büyük hayal kırıklığına uğramıştım. Sonra beni almasın mı bir korku? Ya Doom da böyle olursa diye? Ayıkla şimdi pirincin taşını! Ama neyse ki, hiç de öyle olmadı. Tıpkı günümüzdeki diğer shooter oyunları gibi Doom da kesin gider çoklu oyuncu modlarına önem verir, tek kişilik oyun modlarını yüzeysel bir şekilde geçer diyordum. Tam tersine, tek kişilik oyun modu daha derin olmuş.

Doom'a UAC'ye ait bir eğitim enstitüsünde başlıyorsunuz. Komutanınız size bir silahı nasıl kullanacağınızı, nasıl zıplayacağınızı, bir tuşa nasıl basacağınızı, nasıl eğileceğinizi ve bu gibi hepimizin anadan doğma bildiği şeyleri öğretmeye çalışıyor. Dermişim. Yok öyle bir şey! Doom'a direkt olarak yatağınızdan kalkıp iblis öldürerek başlıyorsunuz. Ne trainingi, ne egzersizi. Ver bana silahımı, gerisine karışma. Bu güzel bir şey değil mi? Günümüzde çıkan diğer tüm oyunlara bakın. Sanki daha önce hiç oyun oynamamışız da, bazı şeyleri ilk kez öğreniyormuşuz gibi. Yahu zaten kullanabileceğimiz en fazla 10 tuş vardır oyunda. Onları da göstermesine gerek yok bir oyunun. Yani Doom yine 'Doomluğunu' yapıp bir oyuncuya oyuncu gibi yaklaşıyor. Anaokulu öğrencisi gibi değil. 
 

Yeni Doom hikaye açısından oldukça doyurucu bir şekilde karşımıza çıkıyor. Her ne kadar id Software defalarca bu oyundan derin bir hikaye beklemememizi söylemiş olsa da oyuna çok güzel bir hikaye yedirdikleri tartışılmaz bir gerçek. Teorilerime göre ikinci oyundan sonrasını konu alıyor. Bunu oyundaki bazı bölgelerde yaşadığımız çeşitli olaylar ve konuşmalar sonucu anlayabiliyoruz. Yani en azından ben böyle anladım. Bu konuda id Software'in herhangi bir açıklaması olmadı henüz. Mars'ta konuşlanmış ve düzgün bir şekilde çalışmalarını sürdüren UAC, belli ki var olan teknolojiyi daha ileri taşımak için Cehennem'e açılan kapı sayesinde Cehennem'in sahip olduğu kaynakları kullanarak çeşitli çalışmalara girmiş. Yani bilimi, Cehennem'in sahip olduğu güç sayesinde ilerletmişler. Gayet de güzel bir iş çıkarmışlar. Ama elbette her şey öyle günlük güneşlik gidemezdi. Cehennem ile uğraşıyorsan, bunun belli başlı sonuçları da olacaktır. Oluyor da. Görünen o ki açılan yeni bir kapı sayesinde Cehennem'de bulunan iblislerden bazıları Mars'ta bulunan UAC üssüne gelip çalışanları öldürerek onları da birer iblise çevirmişler. Ana karakterimiz nasıl ve nerede olduğunu bilmeden garip bir sandığın (ya da tabutun) içinde uyanıp macerasına başlıyor. Tıpkı sizin gibi karakteriniz de ne oldu, ne yaşadı, buraya nasıl geldi bilmiyor. Siz de karakterinizle beraber olanı biteni anlamaya çalışıyorsunuz. Bildiğiniz tek bir şey var, o da çok sinirli olduğunuz. 'YİNE Mİ BEN UĞRAŞACAĞIM? YETER BE, YETTİNİZ ULEN!'

Anlayacağınız, Doom hiç de öyle hikayesiz, düz bir biçimde çıkmıyor karşımıza. Gayet güzel ve merak uyandırıcı, kendine has bir hikayeye sahip. Oynarken sürekli olarak 'acaba şimdi ne olacak' sorusunu soruyorsunuz. Her ne kadar eski tarz bir shooter olsa da aynı zamanda yeni oyunların sahip olduğu hikaye bazlı oynanışa da ayak uydurmuş. Bunu günümüzde başarabilmek oldukça zor bir iştir. Genellikle bir oyunda bir şeye önem verilirken diğer bir şeyden feragat edilir. Doom'da hiç de böyle olmamış. Oyunun her şeyi yerli yerinde, her şeyi güzel. Her detayı ince ince hesaplanmış. 

Kafa kırmak mı? Biz o işe gönlümüzü verdik

Oynanış olarak bir önceki oyundan ziyade ilk iki oyuna çok daha fazla benzemiş Doom. Tamamen hızlı ve akıcı bir oynanış sunuyor bizlere. Oyunda günümüz FPS oyunlarından farklı olarak nitelendirebileceğimiz birçok yeni oynanış özelliği buluyor. Aslında yeni de değil yahu, unutulmuş, modası geçmiş desek daha doğru olur. Oyunda koşma tuşumuz yok. Karakterimizin sabit bir hızı var ve bu hız 'haste' güçlendirmesini almadığınız sürece hiç değişmiyor. Öyle şurada hızlı koşayım, daha uzağa zıplarım gibi dertleriniz olmayacak yani. Karakter Allah ne verdiyse koşuyor. Üstelik gayet de akıcı bir şekilde koşuyor. Koşma animasyonu yapacağız diye karakteri topallatmamış id Software. 

Yine diğer oyunlardan farklı olarak yeni Doom'da şarjör mekaniği de yok. Yani R'ye basıp şarjör değiştirme işi tarihe karışmış durumda. Sürekli sıka sıka ilerliyorsunuz. Elbette merminizin belli bir miktarı var. Fakat şarjör değiştirmenize gerek yok. Bu da aksiyonun hiç duraklamamasını sağlayan etkenlerden birisi olmuş. Lafı buraya getirmişken, Doom'un hem en çok eleştirildiği ama hem de en iyi noktalarından birisine değinelim şimdi de. İlk iki oyunu oynadıysanız karakterinizin hayatta kalmak için hiç durmadan hareket etmesi gerektiğini bilirsiniz. Sürekli bir yerlerden bir şeyler size saldırıyor ve canınız azalıyor. Canınızın bitmemesi için de yerde bulunan sağlık paketlerini ve zırh parçalarını toplamanız gerekiyordu. Bu sistemin tıpa tıp aynısı yeni Doom'da da kullanılmış. Sizin de bildiğiniz üzere günümüzdeki neredeyse tüm aksiyon oyunları artık aynı can mekaniğini kullanıyor. Fazla saldırı altında kalınca karakterin görüş alanı kararıyor, bulanıklaşıyor ya da kanlanıyor ama ne hikmetse karakter biraz dinlenince çat çut ateş etmeye devam ediyor. Doom'da olay böyle değil. Oyun zaten beklemenize ve nefes almanıza izin vermiyor. Bir de canınızı geri kazanmanızın tek yolu ya can paketi toplamak ya da UAC merkezlerinde bulunan can tüplerinden doldurmak. İşte bu mermileri ve can paketlerini toplama olayı oyunun temposunu bir kademe daha artırmaya yarıyor. Durup canınızın dolmasını beklerseniz tahtalı köyü boyluyorsunuz. Ya glory kill yaparak iblis öldürecek, ya da etrafta can paketi arayacaksınız. Başka türlü hayatta kalmanız mümkün değil. Bir dakika, glory kill mi dedim ben? Hemen ona da değinelim o zaman.
 

Glory kill denen mekanik, ilk kez bu Doom'da karşımıza çıkıyor. Düşmanlarınızın canını belli bir seviyeye indirirseniz kendileri uzaktan mavi, yakından turuncu bir şekilde parıldayarak sersemlemeye başlıyorlar. İşte tam bu sırada yanlarına gidip oynadığınız platforma göre atanmış yakın vuruş tuşuna bastığınızda (PC'de F tuşuydu) karakteriniz baktığı yöne göre bir Glory Kill yapıyor. Yani kafa göz dalarak düşmanı oldukça kanlı bir biçimde öldürüyorsunuz. Bu yöntemi kullandığınızda karakterinizin bir miktar can puanı almasını ve hayatta kalmasını sağlıyorsunuz. Normalde diğer oyunlara baktığımızda bu tür özel animasyona sahip yakın vuruşların ne kadar yavaş işlediğini tahmin ediyor olabilirsiniz. Ama Doom'da öyle değil. Glory Kill mekaniği oynanış temposunu hiçbir şekilde duraklatmıyor. Aksiyon tam gaz, hatta daha şiddetli bir şekilde devam ediyor. Her bir Glory Kill sonrası müzik de vuruşunuza göre değiştiği için daha bir gaz alıyorsunuz oyundan. Yazarken bile heyecanlandım bakın.

Tam geliştirilebilir silah ve zırh sistemi

Serinin eski oyunlarında olmayan bir yenilik de silahlar ve zırhımız açısından karşımıza çıkıyor. Klasik Doomguy zırhını giyen ana karakterimiz, oyunun çeşitli bölgelerinde genellikle gizli yerlerde karşımıza çıkan Elite UAC askerlerinin cesetlerinde bulunan çipleri kendi zırhına takarak zırhına çeşitli güçlendirmeler sağlayabiliyor. Çeşit çeşit avantaj sağlayan bu geliştirmeler oyunun ilerleyen evrelerinde büyük hayati önem taşıyor. Aynı geliştirme mekaniği silahlarınız için de geçerli. Fakat silah geliştirmelerini çipler aracılığıyla değil de, iblisleri kurşuna dizerek ya da haritalarda bulunan çeşitli challenge görevlerini yaparak alıyorsunuz. Üstelik her silahın iki geliştirme seçeneği bulunuyor. Bu geliştirmelere de yine haritaların bazı noktalarında bulduğunuz silah drone'ları sayesinde ulaşıyorsunuz. Mesela Combat Shotgun'a isterseniz patlayıcı, isterseniz de çabuk-ateş eklentisi ekleyebiliyorsunuz. Ardından da seçtiğiniz silah eklentisini geliştirmeye devam ediyorsunuz. Bu çeşitli geliştirmeler sayesinde her oyuncunun Doom'un acımasız arenalarında karşılaştığı tehlikeler de değişiklik gösteriyor. Hayatta kalmanız için kendi stratejinizi en iyi şekilde yaratmanız gerekiyor. Çünkü oyunda ilerledikçe hayatta kalmanız da bir o kadar zorlaşıyor. Oyunun sahip olduğu yapay zeka sistemi sayesinde siz oyunda ilerledikçe ve kendinize belli bir saldırı yolu seçtiğinizde düşmanlarınız da sizin stratejinize göre farklı yollara başvuruyorlar. Her bir düşman bir yerden aşağı atlama, bir yere zıplama gibi özelliklere sahip. Yani savaş alanında sürekli hareket edip sizi dezavantajlı bir pozisyona düşürmeye çalışıyorlar.

Büyük çevrimiçi bir arena

Yeni Doom'un hikaye modu bir kenara dursun, çoğu oyuncunun asıl merak ettiği şey oyunun çoklu oyuncu modları açısından ne gibi yeniliklere sahip olacağıydı. Günümüz oyunları genellikle oyunculara hızlı ve doyurucu bir deneyim sunmaya çalışıyor. Ama oyuncuların asıl önem verdiği şey çevrimiçi modların devamlılığı ve ilerleme hissi. Doom'un çoklu oyuncu modu da bu ilerleme mekaniğine sahip. Karakteriniz seviye atladıkça yeni hack modülleri ve özelleştirme seçenekleri açabiliyor. Bu eşyalar sayesinde hem karakteriniz diğer oyunculardan daha farklı görünüyor, hem de hack modülleri sayesinde savaş alanında çeşitli avantajlara sahip oluyorsunuz. Oyunda diğer oyunlardan alışık olduğumuz birkaç modun yanı sıra Warpath gibi genellikle sadece Team Fortress 2'de rastladığımız modlar da var. Zaten rastgele seçeneğini seçtiğinizde oyun size otomatik olarak her tur farklı bir modda oynama şansı veriyor. Bu da sıkılmamanızı sağlıyor. Maçlarda çeşitli süre aralıklarında haritalarda 'demon rune' denen güçlendirmeler ortaya çıkıyor. Bu güçlendirmelere erişen takım üyesi seçtiği bir iblise dönüşebiliyor ve düşmanlarına çok acı çektirebiliyor. 

Devamlılık açısından bir yenilik de SnapMap denen sistem sayesinde gerçekleşiyor. SnapMap sayesinde oyuncular kendi haritalarını yaratabiliyor ve yaratılan haritalarda diğer oyuncularla kapışabiliyor. Bu özellik sayesinde klasik modlardan ve haritalardan sıkıldığınız anda farklı bir şeyler deneyebiliyorsunuz. 
 

Cehennem'i daha önce hiç böylesine görkemli görmemiştik.

Son sözlere yaklaştıkça oyunun asıl merak edilen bir diğer noktasına da atım atmak istiyorum. Grafikler ve optimizasyon. Doom konsollarda 1080p ve 60 FPS olarak çalışıyor. Kaplama ölçekleme teknolojisi sayesinde oyun mekanlara göre kaplamaları düzenliyor ve oyunun kasma yapmasını engelliyor. PC'de ise id Software sözünü tutmuş ve FPS kilidini tamamen kaldırmış. Optimizasyon konusu biraz ilginç. Oyunun betası çok sancılıydı. Oyun sürekli kapanıyor, kilitleniyor ve çılgınlar gibi kasıyordu. Hatta AMD kart kullanıcılarının büyük bir çoğunluğu oyunu feci şekilde eleştirmişti. Bir Nvidia kullanıcısı olarak ben pek bir sorun yaşamamıştım doğrusu. Oyunun tam sürümünde de aynı şey oldu. Doom gece 02:00'da açıldığında ilk girişimde biraz performans sorunu yaşadım, yalan yok. Ama sabaha karşı yayınlanan Nvidia'nın yeni güncellemesi sayesinde bütün sorunlarım ortadan kalktı. Oyunu birkaç ayarla oynadığım takdirde kesintisiz 60 FPS ve görkemli grafiklerle oynamayı başardım.  Steam incelemelerinde AMD kart kullananların hala bazı problemlerle karşı karşıya olduğunu görüyorum. Umarım siz böyle problemler yaşamıyorsunuzdur. Çünkü görsel açıdan mükemmel şeyler sunan bir oyunla karşı karşıyayız. Atmosfer ve ışıklandırmalar her ortama öylesine işliyor ki, sürekli olarak kendinizi oyunun içine sürüklenmiş halde buluyorsunuz. Bu bana son yıllarda bir The Last of Us'da, bir de Witcher 3'te olmuştu. Doom da sağolsun o oyunlardan birisi oldu. 


Artık son sözlere gelmeliyiz, kıracak kafalar, dağılacak iç organlar var!

Son sözlere gelirken o asıl soruyu cevaplayacağım şimdi. Gerçekten 12 senelik bekleyişe değdi mi? İşte bu ne açıdan baktığınıza bağlı. Bence değdi. Fazlasıyla değdi. Id Software mükemmel bir oyun deneyimi ile karşımıza çıkmış. Nereden baksanız 15 saat süren doyurucu bir tekli oyuncu deneyimi. Oyunun tek hayal kırıklığı yaratan noktası çoklu oyuncu modları olmuş diye düşünüyorum. Eyvallah SnapMap bir süre tutar oyuncuları ama gereken ilerleme hissini Doom'da bulamadım. Bir yerden sonra seviye atladığınızda elinize geçen tek şey yeni zırh parçaları ve renkleri oluyor. Bu da oyunu biraz amaçsız kılabiliyor. Elbette eğlencesi için oynayabilirsiniz fakat beni en fazla 1 saat tutabiliyor. Daha fazla dayanamıyorum.

Kıssadan hisse, eğer sağlam bir FPS oyuncusu olduğunuzu düşünüyorsanız Doom tam size göre. Eski oyunları, eski zorlukları ve oyun gibi oyun olan yapımları özlediyseniz yine Doom tam size göre. Şimdi incelemeyi bitiriyor ve Nightmare zorluğunda baştan başlamak için oyunuma geri dönüyorum. Doom'un puanını yukarıda gördünüz fakat hepimiz biliyoruz ki oyunun asıl puanı 666 olmalı. Herkese iyi kafa patlatmalar! 

 

Cevap bulunamadı.