alexa
League of Legends
League of Legends, MOBA oyunu olarak Riot Games tarafından 2009 yılında yayımlanmaya başlamıştır. Ucuz Lol Riot satın almak için doğru yerdesiniz. League of Legends Riot Points satın alma işleminden sonra, LOL ödeme penceresinden Riot Pin seçerek, satın aldiğiniz riot point kodlarını aktif edebilirsiniz.
275
Yeni şampiyon nasıl sizce-Hikayesi konuda
mustafa ç.
30 Nisan 2016 07:58

DALDAKİ KUŞ

[url=http://hizliresim.com/8ZAXNn][img]http://i.hizliresim.com/8ZAXNn.jpg[/img][/url]

 

''O elindeki güç yok etmek için var. Kullanmaya niyetin yok mu? Peki. Senin de bir taş gibi batmanı sağlayacak.''

Taliyah tuzlu suyun derinliklerine doğru batmadan önce Noxus'lu kaptandan bu sözleri duymuştu. Bu kelimeler peşini bir türlü bırakmıyordu. Kaçışının ardından kumsala vurduğunun dördüncü günüydü. Artık Noxus'lu askerlerin ve Ionia'lı çiftçilerin kemiklerinin kırılma seslerini duymadığından emin olana kadar koşmuş ve sonra yürümeye başlamıştı. Geride bıraktığı katliamı görmemek için arkasına bile bakmadan dağın yüksek yamaçlarını takip etti. İki gün önce kar yağmaya başlamıştı. Belki de üç gün olmuştu; artık hatırlamıyordu. O sabah, terk edilmiş bir tapınağın önünden geçerken kasvetli bir havanın vadiyi kapladığını hissetti. Fakat şimdi de rüzgâr bulutları parçalayıp gökleri temizliyordu. Gökyüzü öylesine katıksız bir maviydi ki tekrar boğulduğunu hissediyordu. Bu maviyi tanıyordu. Küçük bir çocukken, bu mavilik kumların üstünü örtüyordu; ama burası Shurima değildi. Buranın rüzgârı hiç misafirperver esmiyordu.

Taliyah yuvasının sıcaklığını hatırlamaya çalışırken kendisine sıkı sıkı sarıldı. Ceketi kar geçirmiyordu belki; ama buz gibi hava, bulduğu boşluklardan içeri sızıyordu. Görünmez yalnızlık bir yılan gibi her yerini sarıyor ve dişlerini vücuduna geçiriyordu. Sevdiklerinden bu kadar uzakta olmak onda takat bırakmamış, dizlerinin üzerine çökmüştü.

Ellerini ceplerine sokuşturup parmaklarını aşınmış taşlara sürterek biraz olsun ısınmaya çalışıyordu.

''Acıktım. O yüzden böyleyim,'' dedi Taliyah etrafındaki hiç kimseye ve herkese. ''Bir tavşan, ufak bir kuş. Ulu Dokuyucu, şimdi görsem bir sıçanı bile yerim.''

Sözleri yol vermişçesine birkaç adım ötesinde kardan bir hışırtı duyuldu. Müsebbibi bir avuç kürkten fazla sayılmaz, iki yumruğunun hacminden az, kafasını oyuğundan çıkarmış bir yaratıktı.

''Şükürler olsun,'' diye fısıldadı titreyen dişlerinin arasından. ''Şükürler olsun. Şükürler olsun.''

Taliyah sapanının deri beşiğine cebinden çıkardığı pürüzsüz taşlardan birini yerleştirirken, hayvan ona meraklı gözlerle baktı. Dizlerinin üstündeyken nişan almaya alışık değildi ama Ulu Dokuyucu ona bu lütfu bahşetmişti ve ziyan etmeye hiç niyeti yoktu.

Küçük bir kayaya oturup sapanını gererken, ufak hayvan hâlâ onu izliyordu. Taliyah'nın vücudunu soğuk hava sarmalamıştı ve kolları titrek bir hâl almıştı. Sapan iplerinin gerginliği kâfiydi ama beşiği serbest bırakırken maalesef yaman bir hapşırık onu sarstı.

Attığı taş karın üstünde sekerek müstakbel yemeğini ıskalamıştı. Hüsranla geriye yaslanırken etrafındaki sessizliği delercesine gırtlağından sinirli bir ses çıkarttı. Kendisini toparlamak için aldığı birkaç derin nefes de boğazını yaktı.

''Siz de kum tavşanları gibiyseniz; bir taneniz çıkıyorsa bir düzineniz de etrafta bir yerlerdedir,'' dedi. Bunu söylerken hayvanın biraz önce olduğu boşluğa bakıyordu ama umudu tekrar canlanmıştı.

Gözlerini oyuktan çekti ve bir hareketlilik görmek umuduyla vadinin aşağılarına doğru bakmaya başladı. Karda bıraktığı dolambaçlı izleri takip etti gözleri. İzlerin ötesinde, seyrek çamlıkların arasından, bir mabedin önünde oturan bir adam gördü. Adam başını göğsüne dayamıştı ve saçları rüzgârda salınıyordu. Ya uyuyordu ya da dua ediyordu. Taliyah rahat bir nefes aldı. Bildiği hiçbir Noxus'lu böyle bir şey yapmazdı. Oradan geçerken mabedin oyulmuş kenarlarına dokunmuştu ve sert yüzeyi hatırlayabiliyordu.

Taliyah dalgın düşüncelerinden sert bir çıtırtıyla çıkıverdi. Ardından bir gümbürtü başlamıştı. Bir deprem olduğunu düşündüğü için kendisini sabitlemeye çalıştı ama bu bir deprem değildi. Gümbürtünün seviyesi artmış, kat kat karın kayalara sürtünmesinin gürültüsü olduğu anlaşılmaya başlamıştı. Taliyah yüzünü dağa doğru çevirdi ve kendisine doğru akan beyazlığı gördü.

Hemen ayaklansa da kaçacak bir yeri yoktu. Kirli buzların arasından sivrilen kayaya bakarken oyuğunda güven içinde oturan hayvanı düşündü. Kendisini zorlayarak odaklandı ve görünen kayanın kaba kenarlarını çekiştirdi. Yerin altından bir sıra kalın sütun peyda oldu. Kayalardan oluşan bu barikat, boyunu kat kat aşıyordu ve dağdan gelen çığı birpatırtıyla durdurdu.

Yeni oluşan yamacın kenarlarından pırıltılı kar dalgaları vadiye doğru akmaya başladı. Taliyah dar vadiyi ve tapınağı bir battaniye gibi kaplayan karın akışını izledi.

Çığ başladığı gibi bitmişti. Rüzgâr bile sakinleşmişti. Bu boğuk sessizlik Taliyah'nın üzerine bir ağırlık gibi çökmüştü. Uzun dağınık saçlı adam artık görünmüyordu; buz ve kaya yığının altında bir yerlere gömülmüştü. Kendisi çığdan kurtulmuştu ama karnı, aklına doğan düşünceyle tersyüz olmuştu. Her şeyden bihaber masum birine zarar vermişti; adamı karın altına canlı canlı gömmüştü.

''Ulu Dokuyucu,'' dedi Taliyah etrafında olan hiç kimseye ver herkese, ''Ben ne yaptım?''

II

Karla kaplı yamaçtan aşağı doğru koşmaya başladı Taliyah. Kimi yerden kayıyor, kimi yerden kasıklarına kadar kara batıp yürümeye çalışıyordu. Bir Noxus istilasından kaçıp, gördüğü ilk Ionia'lıyı kazara öldürmüş olduğuna inanmak istemiyordu.

''Bendeki bu şans ile... Kesin kutsal biriydi bu adam,'' dedi kendi kendine.

Vadideki çam ağaçları karın altında kalmış, boylarının yarısı çalılıklar gibi görünüyorlardı. Mabedin yalnızca tepesi karın yüzeyinden görünüyordu. Birkaç tapınma bayrağı düğüm olmuş vadinin öteki ucunda duruyordu. Taliyah etrafı taradı ve karın içine gömdüğü adamın izlerini aradı. En son gördüğünde tapınağın saçağının altındaydı. Belki de bu onu çığdan korumuştu.

Ağaçlara doğru, çığın gittiği yönde tapınağa yaklaşırken karın içinden çıkan iki parmak gördü.

Güçlükle yalpalayarak gördüğü parmaklara doğru koştu. ''Lütfen ölmüş olma. Lütfen ölmüş olma. Lütfen...''

Dikkatlice diz çöküp elleriyle soğuk karı sağa sola eşelemeye başladı. Ortaya çıkardığı elin parmakları demir gibi güçlü görünüyordu. Uzanıp adamın bileğini kavradı ama soğuk yüzünden elleri ona itaat etmek istemiyordu. Takırdayan dişleri vücudunu titretiyor ve karın altındaki adamdan gelmesi muhtemel yaşam izlerini hissedilmez kılıyordu.

''Daha ölmediysen,'' dedi Taliyah kara gömülmüş olan adama, ''bana yardım etmen gerekiyor.''

Etrafına baktı. Kimsecikler yoktu. Tek başına adama yardım etmeliydi.

Taliyah adamın parmaklarından elini çekti ve birkaç adım geri gitti. Uyuşmuş ellerini karın yüzeyine dayayıp çığdan önce vadi zemininin nasıl olduğunu hatırlamaya çalıştı. Gevşek taşlar, çakıllar. Hatırladıkları kafasında dolanmaya, sonra da somutlaşmaya başladı. Kayalar kömür grisiydi ve üzerlerinde beyaz çizikler vardı; tıpkı amcası Adnan'nın sakalları gibi.

Taliyah kafasında gördüklerine tutundu ve hatırladıklarını kar yığınının altından yukarı doğru çekti. Kar katmanı hemen önünde yükselmeye başladı ve içinden çıkan kayalık, adamı yukarı taşıdı. Birden yerinden gevşetilmiş olan kayanın tepesi titreyip kırılırken adeta bir yön bulmak için emir bekliyordu. Güvenli bir iniş için bir yol düşünürken kayayı çam ağaçlarının olduğu bölgeye yönlendiren Taliyah, dalların adamın inişini yumuşatacağını umuyordu.

Bir kurdele gibi uzanan granit şeridi yüzeye düşerken ağaçlara yetişmedi ve karın üzerine gürültülü bir pof sesiyle düştü. Ancak adamın bedenini ağaç dallarına savurmuştu ve adam karın yüzeyine hafifçe düşmüştü.

''Bu defa ölmüş olma, ne olursun,'' dedi Taliyah adamın düştüğü yere doğru koşarken. Gün ışığı tepesinde sönükleşiyordu. Kara bulutlar vadiye doğru hareket ediyordu. Görünüşe göre birazdan üzerlerine biraz daha kar yağacaktı. Ağaçların ötesinde küçük bir mağaranın girişini gördü.

Ellerinin titremesine engel olmak için avuçlarına sıcak hava üfledi. Adama yaklaşıp omzuna dokunmak için uzandı. Adam acıyla homurdandı. Taliyah kolunu geri çekmeye fırsat bulamadan önünde ani bir esinti hissetti ve ışıltı gördü. Adamın kılıcının keskin ve soğuk kenarı boğazına dayanmıştı.

''Daha ölüm vakti değil,'' dedi adam fısıldayarak. Sonra öksürdü ve gözleri kafatasının içine doğru yuvarlandı. Kılıcı karın içine battı ama adam kabzasını bırakmamıştı.

İlk kar tanesi Taliyah'nın soğuktan çatlamış yüzünün önünden geçti. ''Anlaşılan, sen kolay kolay ölecek biri değilsin,'' dedi. ''Ama yaklaşan fırtınaya kalırsak bunun doğru olup olmadığını ilk elden öğrenmek zorunda kalacağız.''

Adamın nefesi hafiflemişti ama hâlâ hayattaydı. Taliyah koltuk altından tutup adamı küçük mağaraya doğru sürükledi.

Sert rüzgâr tekrar esmeye başlamıştı.

III

Taliyah küçük bir yün çilesi renginde ve büyüklüğünde bir taşı yerden almak için uzandı. Titriyordu, mağaraya geri dönüp baktı; perişan hâldeki adam gözleri kapalı, mağara duvarına dayanmış duruyordu. Adamın çantasında bulduğu bir parça kurutulmuş eti ağzına koydu. Adam hayatta kalırsa, bunu ona çok görmeyeceğini umdu.

Sonra daha sıcak olan mağaraya geri döndü. Üst üste koyduğu taşların harareti yok olmaya yüz tutmuştu. Diz çöktü. Cebindeki taşları ısıtmak için kullandığı numaranın daha büyük şeyler için de işe yarayacağından emin değildi. Genç Shurima'lı kız gözlerini kapattı ve üst üste koyduğu taşlara odaklandı. Yakıcı güneş ışığının kumları nasıl ısıttığını hatırladı. Gece çökerken sıcaklığın nasıl toprağın derinliklerine doğru saklandığını düşündü. Rahatlamaya başlamıştı ve ceketini gevşetirken sıcaklığın etrafını sardığını hissetti. Ardından ellerindeki taşa odaklandı. Öteki tarafını çevirdikten sonra düşünceleriyle taşın her köşesini sardı, aklıyla taşın ortasını itiştirdi ve bir kâseye dönüşene kadar şekil verdi. Ortaya çıkan şekilden memnun kalınca mağaranın çıkışına döndü.

Arkasından bir ses, ''Kırıntı toplayan bir serçe gibi,'' dedi.

''Serçeler de susayabilir,'' diye cevap verdi Taliyah, yaptığı kâseyi temiz kar ile doldururken. Soğuk rüzgâr etrafında fısıldaşıyordu. Taliyah yuvarlanmış taşı önünde duran taş yığınının üstüne koydu.

''Taşları elinle mi topluyorsun? Taş dokuyabilen biri için biraz meşakkatli bir yönteme benziyor.''

Taliyah'nın yanakları birden ısındı. Bu sıcaklığın, önündeki taşların sıcaklığıyla hiçbir ilgisi yoktu.

''Kızgın değilsin değil mi? Yani çığ ve hani...''

Adam bir kahkaha patlatırken acıyla yan tarafına tutundu. ''Yaptıkların bilmem gereken her şeyi anlatıyor.'' Dişlerini acıyla sıkarken bir yandan gülümsüyordu. ''Beni burada ölüme terk edebilirdin.''

''Benim yüzümden tehlikeye düştün. Seni karın altında gömülü bırakacak değildim.''

''Sağ ol. Yine de ağaçların içinde yuvarlanmasaydım daha iyi olurdu.''

Taliyah yüzünü ekşitti ve tam ağzını açacaktı ki adam elini kaldırıp onu durdurdu. ''Özür dileme.''

Adam kendisini zorlayıp dik oturdu, Taliyah'nın saçındaki süslü armaya daha yakından baktı.

''Shurima serçesi,'' dedi arkasına yaslanıp sıcak taşların verdiği rahatlık ile gözlerini kapattı. ''Evinden çok uzaktasın, küçük kuş. Seni Ionia'nın uzak köşelerindeki bu mağaraya getiren şey neydi?''

''Noxus.''

Adam kara kaşlarından birini kaldırdı ama gözleri hâlâ kapalıydı.

''Noxus'luları bir araya getireceğimi söylediler. Gücümün şehrin duvarlarını sağlamlaştıracağını söylediler; ama yapmamı istedikleri tek şey, yok etmekti.'' dedi, sesi tiksintiyle kalınlaşıyordu. ''Bana öğreteceklerini söylediler.''

''Öğretmişler, ama dersin yarısını,'' dedi adam sakince.

''Bir köyü toprağın altına gömmemi istediler. Katil olmamı istediler. İnsanları evlerinde katletmemi,'' dedi Taliyah, burnundan soluyordu. ''Ve tam kaçtım derken senin başına dağı indirdim.''

Adam kabzasından tutup kaldırdığı kılıcına baktı. Hafir bir meltem esintisi gelip üzerindeki tozu silip gitti. ''Yok etmek veya var etmek. İkisi de ne tamamen iyi ne tamamen kötüdür. Birisi olmadan öteki olmaz. Önemli olan niyettir, seçtiğin yolu 'neden' seçtiğindir. Elimizde gerçek olan tek şey bu.''

Dinlediği nutuk Taliyah'yı germişti. Ayağa kalktı. ''Benim yolum buradan çok uzaklara çıkıyor. Herkesten uzağa, içimdeki bu şeye hâkim olmayı öğrenene kadar. Kimseye zarar vermek istemiyorum. Kendime güvenmiyorum.''

''Bir kuşun güvendiği şey konduğu dal değildir.''

Taliyah adamı dinlemeyi bırakmıştı. Çoktan mağaranın çıkışına gitmiş ceketine sıkıca sarınıyordu. Rüzgârın sesi kulaklarında uğuldadı.

''Gidip bize yiyecek bir şeyler bulmaya çalışacağım. Umarım dağın geri kalanını tepene indirmem.''

Adam sırtını sıcak bir taşa dayayıp, alçak sesle etrafındaki hiç kimseye ve herkese seslenerek ''Fethetmek istediğinin dağ olduğundan emin misin, Küçük Serçe?'' dedi.

IV

Bir kuş çam ağaçlarından birini kakalıyordu. Taliyah bir yığın karı hışımla tekmelerken botundan içeri kar dolmuştu. Sert bir hareketle paçasını çekiştirdi. Hem adamın sözleri hem de bileğinden aşağı akan soğuk kar sinirini bozuyordu şimdi.

''Seçtiğim yolun nedeni mi? Herkesi, ailemi geride bıraktım. Onları kendimden korumak için.''

Duraksadı. Olağandışı bir sessizlik vadiyi sarmıştı. Etrafta avlayabileceği bütün ufak hayvanlar gürültülü adımlarını duyup kaçmıştı bile. Kızdan bir zarar gelmeyeceğini hisseden minik kuş hâlâ oradaydı. Dalına tünemiş, bu kızın kendi kendine konuşmasına ötüşleriyle cevap vermişti; ama artık o da sessizleşmişti.

Taliyah dikkat kesildi. Sinirine kapılıp mağaradan oldukça uzaklaşmıştı. Ağaçlardan çok, taşlar onu çekiyordu ve dalgın dalgın yürürken bir uçurumun başına gelmişti. Kendisini kayalıklardan aşağı bakarken buldu. Adamın onu takip edeceğini düşünmüyordu ama yine de bir şeyin kendisini izlediğini hissedebiliyordu.

''Yine mi nutuk çekeceksin?'' diye sordu hiddetle.

Cevap olarak kemiklerini titreten bir nefesin sesini duydu.

Bir elini cebine soktu, diğer eli sapanına gitti. Cebinde üç taş vardı. Birisini parmaklarının arasına alırken, gizemli takipçisinin altındaki gevşek toprak ihanetle hareketlerini duyurdu.

Taliyah takipçisiyle yüzleşmek için arkasına döndü. Karşısındaki sarp kayalıklarda dikkatlice yürüyen bir Ionia'lı ulu kar aslanı vardı.

Kısa dört bacağının üzerinde bile Taliyah'dan çok uzundu. Bu devasa canavar, başından kuyruğuna Taliyah'nın iki boyu ederdi. Kalın boynu kirli beyaz bir yele ile kaplıydı. Gözlerini karşısında duran kıza dikmişti. Ağzından yeni öldürdüğü belli olan iki tavşanı düşürdü ve kocaman azı dişlerinden damlayan kanı diliyle temizledi.

Biraz önce heyecanla izlediği uçurum artık Taliyah için bir kapana dönüşmüştü. Kaçmaya çalışsa bile aslanın ona yetişmesi an meselesi olurdu. Yutkundu ve gırtlağından yukarı tırmanan paniği bastırmaya çalıştı. Sapanına bir taş yerleştirdi ve döndürmeye başladı.

''Git buradan,'' dedi. Ağzından çıkan sözler, içindeki dehşeti hiç belli etmiyordu.

Aslan bir adım daha yaklaştı. Kız sapanını gerip taşı serbest bıraktı. Aslanın yelesinin yakınına çarptı, kürkü darbeyi yavaşlatmıştı. Hayvan öfkeyle kükredi. Taliyah bu sesi, göğsünden kaçmak istercesine atan kalbinin sesinden ayırt edememişti.

Sapanına bir taş daha yerleştirdi.

''Hadi!'' diye bağırdı. Cesurluk taslıyordu. ''Git buradan dedim!''

İkinci taşı da fırlattı.

Yırtıcı hayvanın açlıkla hırıltısı yükseldi. İnce bir çam dalına konmuş olan kuş bu karşılaşmadan hayır gelmeyeceğini anlamışçasına zıpladı ve rüzgârın sırtına binip uçmaya başladı.

Yalnız kalan Taliyah, cebindeki son taşa uzandı. Elleri soğuktan titriyordu ve vücudunun her yerini korku sarmıştı. Kaya parçası elinden kaydı ve yere düşüp yuvarlandı. Yukarı baktı. Bir adım daha atan aslanın başı kuvvetli omuzlarının arasında alçalıp yükseldi. Taşa erişmesi artık mümkün değildi.

Taşları elinle mi topluyorsun? Adamın kelimeleri kafasında yankılandı. Belki de başka bir yol vardı. Taliyah iradesiyle taşa doğru uzandı. Ufak kaya parçası titredi ama üzerinde durduğu zeminde de bir salınma hissediyordu.

Biraz önce kuşun üzerinden zıplayıp uçmaya başladığı dal hâlâ salınıyordu. Kuşun güvendiği şey konduğu dal değildir.Önündeki seçenekler çok açıktı. Ya tereddüt ile olduğu yerde donacak ve canavarın onu ele geçirmesine izin verecekti ya da içindeki güce uzanacak ve boşluğa adımını atacaktı.

Taliyah çöllerle kaplı bir diyarda, Ionia'nın karla kaplı kıyılarından çok uzakta doğmuştu. Uçan kuşu ve salınan dalı aklında canlandırdı. An meselesi olan ölümü tamamen aklından silinmişti. Her yerini saran yalnızlık yok olmuş, yerini kumların üzerindeki son dansının hatırası almıştı. Annesini, babasını, Babajan'ı ve tüm kabilesini etrafında hissetti. Güçlerine hakim olmayı öğrendiğinde geri döneceğinin sözünü verdiğini hatırladı.

Canavara gözlerini dikti. ''Çok fazla şeyi feda ettim, beni burada durduramazsın.''

Üzerinde durduğu kaya, zarif bir hilâl şeklinde bükülmeye başladı. O son sarılışın sıcaklığına tutunup zıpladı.

Yeraltından bir gümbürtü yükselmeye başladı; hayvanın hırıltısından çok daha gürültülü bir sesti. Aslan geri çekilmeye çalışsa da artık çok geçti. Kalın pençelerinin altında, yer ayrışmaya başlamıştı ve ve aslan ağırlığıyla çatırdayan yamacın altına doğru çekiliyordu.

Taliyah çözülen ve parçalanan toprağın üzerinde bir süre durabilmişti. Kayalık, kızın altında bin bir parçaya bölünmüştü ve artık kontrol edilmesi imkansızdı. Bu yıkıma sonsuza kadar tutunamayacağının farkındaydı. Düşmeye başladı. Etrafında parçalanan katı dünyaya güle güle diyemeden güçlü bir esinti onu yukarı taşıdı. Demir gibi güçlü parmaklar ceketini yakasından yakaladı.

''Dağı indirmekten bahsederken ciddi olduğunu bilmiyordum, Küçük Serçe.'' diyen adam bir homurtuyla Taliyah'yı yukarıya, geride kalan kaya çıkıntısına çekti. ''Çöllerinizin bu kadar düz olmasının sebebini şimdi anladım.''

Birden kahkaha atmak geldi Taliyah'nın içinden. Doğrusu adamın tanıdık kibirli ses tonu onu rahatlatmıştı. Taliyah uçurumun kenarından aşağı tekrar bakıp ayağa kalktı ve üzerindeki tozu silkeledi. Aslanın bıraktığı tavşanları alıp mağaraya doğru neşeli adımlarla yürümeye başladı.

V

Taliyah alt dudağını ısırdı. Sandalyesinde heyecanla etrafına bakıyor, yerinde duramıyordu. Bir handa oturuyorlardı, gecenin geç bir saatiydi ve masaların çoğu boştu. İnsanların arasında bulunmayalı çok uzun zaman olmuştu. Asık suratlı yoldaşına baktı. Artık öğretmeni olan adam özellikle karanlık bir köşeye oturmak istemişti. Bu ücra handa yemek yemeyi kabul ettiğinden beri suratı beş karıştı.

Etrafı süzüp buradaki herhangi bir yabancıdan farkı olmadığını anlayınca, biraz daha rahatlayıp gölgelerin içinde ortama alışmıştı. Sırtını duvara vermişti ve elinde içeceği vardı. Dikkatini dağıtacak bir şey kalmadığı için uyanık gözleri Taliyah'ya döndü.

''Odaklanmalısın,'' dedi. ''Tereddüte yer yok.''

Taliyah, fincanın dibinde dönüp dolaşan yaprakları inceledi. Bugünün dersi oldukça zordu. Çok iyi gitmemişti. Dersin sonunda ikisinin de kıyafetleri toz toprak içinde kalmıştı.

''Dikkatini dağıttığın an her şeyi tehlikeye atarsın,'' dedi.

''Birine zarar verebilirim,'' derken Taliyah karşısındaki adamın boynuna sarılı pelerindeki yırtığa baktı. Kendi kıyafetleri de çok iyi durumda değildi. Yeni ceketini ve eteğini inceledi. Hancının eşi ona acımış ve önceden orada kalmış bir misafirin geride bıraktığı kıyafetleri hediye etmişti. Ionia tasarımı giysilerin uzun kollarına alışmak zaman alacaktı. Ancak kumaşı sağlam ve iyi dokunmuştu. Onca yolculuk yüzünden solmuş olan gömleğini atmamıştı. Yuvasından kalan son hatıradan vazgeçmeye niyeti yoktu.

''Tamiri mümkün olmayan bir şey olmadı. Ustalık alıştırma yaptıkça gelir. Çok daha iyisini yapabilirsin. Ne kadar ilerleme kaydettiğini unutma.''

''Ama... ya başaramazsam?'' diye sordu.

Hanın uzak köşesindeki kapının açılma sesi gelince adamın gözleri o yöne kaydı. İki tüccar dışarının tozlarını silkeleyerek içeri girdi. Hancı, yeni misafirleri Taliyah ve adama yakın olan boş masalara buyur etti. Tüccarlardan biri onlara doğru yürürken diğeri içeceğini almak için bekliyordu.

''Herkes başarısız olur,'' dedi Taliyah'nın yoldaşı. Yüzünde genel sakin hâline uymayan gergin bir ifade göründü. ''Başarısızlık, akan zaman içinde sadece bir andır. Durmamalısın. Bu da geçer.''

Tüccarlardan biri Taliyah'nın yakınındaki bir masaya oturup kızı süzmeye başladı. Gözleri önce gömleğine sonra üzerindeki altının parıltısına ve sonunda saçındaki taşa takıldı.

''O Shurima işi mi?''

Taliyah elinden geldiğince tüccarı görmezden gelir gibi yaptı. Kızın yoldaşının keskin ve sakıngan bakışlarını görüp durumu bir kahkahayla geçiştirdi.

''Zamanında çok nadirdi onlar,'' dedi tüccar.

Kız ellerine boş boş bakıyordu.

''E tabi sizin kayıp şehriniz tekrar yükseldiğinden beri alelâde bir parça oldu.''

Taliyah kafasını kaldırdı. ''Ne?''

''Duyduğuma göre nehirler de ters akıyormuş.'' derken ellerini dalga geçercesine salladı. Kendisinden uzakta yaşayan bu halkı hakir gördüğü belliydi. ''Sizin kuşbaşı tanrınız mezardan döndüğü için oluyormuş bunlar hep.''

''Kim olduğu beni ilgilendirilmez. Ticaretimize engel oluyor.'' İkinci tüccar da sohbete katılmıştı. ''Söylenene göre halkını toplayacakmış, kölelerini filan bir araya getiriyormuş.''

''Orada olmadığın iyi olmuş genç kız,'' diye ekledi birinci tüccar.

İkinci tüccar bardağından kafasını kaldırıp birden Taliyah'nın yoldaşını fark etti. ''Seni gözüm bir yerden ısırıyor,'' dedi. ''Senin yüzünü önceden görmüştüm.''

Ardından hanın kapısı tekrar açıldı. Bir grup muhafız içeri girip etrafı süzdü. Komutanları olduğu belli olan ortadaki muhafız köşede oturan kızı ve yoldaşını gördü. Birkaç misafirin masalarından kalkıp çıkışlara doğru yöneldiğini gören Taliyah'nın içinde sessiz bir panik yükseliyordu. Tüccarlar bile kalkıp gitmişti.

Komutan boş taburelerin arasından geçerek onlardan bir kılıç boyu uzakta durdu.

''Katil,'' dedi.

VI

''Demek burada saklanıyordun,'' dedi kaptan. ''İçtiğin şeyin tadını çıkar çünkü bu son içkin olacak.''

Taliyah ayağa kalktı ve hemen yanında kınından çekilen çeliğin fısıltısını duydu. Öğretmenine dönüp baktı ve gözlerini muhafızlara dikmiş olduğunu gördü.

''Bu Yasuo denen adam...'' dedi kaptan tükürerek. ''bir köy Bilgesinin cinayetinden suçludur. Bu suçun cezası da idamdır. Görüldüğü yerde cezası verilecektir.''

Muhafızlardan biri yaylı tüfeğini kaldırdı. Başka bir muhafız da büyük bir yaya okunu yükledi. Yay neredeyse kızın boyundaydı.

''İdam?'' dedi Yasuo. ''Deneyin bakalım.''

''Durun,'' diye bağırdı Taliyah. Daha kelime ağzından çıkmadan bir tetiğin çekildiğini ve bir okun fırlama sesini duydu. Ardından kaşla göz arasında hanı ani bir esinti sardı. Bu şiddetli rüzgârın kaynağı yanında duran adamdı. Birden masalardaki terk edilmiş bardaklar, çatal bıçaklar havaya uçuştu. Sonra hareket halindeki oklara ulaşıp onları havada ikiye kırdı. Okların parçaları yere düşüp çatırdadı.

Daha fazla muhafız içeri doluştu. Kılıçları çoktan çekilmişti. Taliyah'nın yerden çektiği sivri taşların her biri patlarcasına zeminden fırladı.

Yasuo, odanın içinde hapsolmuş askerlerin arasından kaydı. Etraflarında bir rüzgâr gibi esip geçen ve bir yıldırım gibi kıvrılan kılıcın darbelerini engellemek için silahlarını kaldırdılar. Çok geç kalmışlardı. Yasuo'nun kılıcı çoktan hepsini delip geçmiş ardından kırmızı bir girdap takip etmişti. Onu yakalamaya gelen bütün adamlar yere serilince Yasuo durdu. Nefesi ağır ve keskindi. Kız ile gözleri buluştu, konuşmaya başlayacaktı.

Taliyah onu uyarmak için elini kaldırdı. Tam arkasında muhafızların komutanı çıldırmış gözleri ve yamuk gülümsemesiyle yükseliyordu. Kılıcının kana bulanmış kabzasını iki eliyle tutmuştu.

''Uzak dur ondan!'' derken Taliyah hanın taşlı zeminini yukarı doğru çekti. Yerden taşlar fışkırıyor komutanı yukarı taşıyordu.

Komutanın vücudu yukarı fırladığında Yasuo da doğru anı yakalayıp üç soğuk kılıç darbesi indirdi. Komutanın bedeni yere yuvarlanmıştı ve hareketsizdi.

Dışardan başka bağırışlar duyuldu. ''Gitmemiz gerek. Şimdi,'' dedi Yasuo kıza bakarak. ''Yapabilirsin. Tereddüt etme.''

Taliyah onaylayarak başını salladı. Yeryüzü gürlemeye başladı; sesler duvarları ve sazdan yapılma çatıyı titretiyordu. Kız yerin altından gelen ve durmadan çoğalan güce hakim olmaya çalışıyordu. Aklında bir görüntü canlanmıştı. Annesini görüyordu. Annesi bir yandan şarkı söylüyor, bir yandan ham bir kumaşa dikişler atıyordu. Ellerinin süratli hareketleri seçilemiyor; muntazam ilmikleri sanki parmaklarının ucundan fışkırıyordu.

Bulundukları hanın zemininden fışkıran kayalar dev kavisli şeritler hâlinde akmaya başlamıştı. Taş sütunlar kıvrılarak yerin içine girip çıkan bir dalga gibi kendi kendilerini dokuyordu. Taliyah yerin yükseldiğini ve kendisini karanlık geceye doğru taşımaya başladığını hissetti. Hemen peşindeki rüzgâr da Yasuo'ydu.

VII

Yasuo kafasını çevirip geride kalan hana baktı. Kıvrımlı taş ilmekleri yolu kapatmış, takip edilmelerini imkansız kılmıştı. Bu onlara zaman kazandırmıştı ama yakında şafağın da sökmesiyle daha fazla asker onların peşine düşecekti. Onun peşine.

''Seni tanıyorlardı,'' dedi Taliyah usulca. ''Yasuo.'' Son kelimeyi vurgulamıştı.

''Yola devam etmemiz gerekiyor.''

''Seni öldürmek istiyorlardı.''

Yasuo iç çekti. ''Beni öldürmek isteyen çok insan var, dedi. ''Ve artık seni öldürmek isteyenler de olacak. Senin için önemi varsa söyleyeyim; bahsettikleri suçu ben işlemedim.''

''Biliyorum.''

Yasuo, yolculukları boyunca kendisine verdiği ad değildi ama ne önemi vardı. Taliyah, birlikte seyahat ettikleri bunca zaman ona geçmişiyle ilgili hiç soru sormamıştı. Aslında ondan beklediği tek şey kendisine öğretmenlik etmesiydi. Şimdi baktığında akıl hocasına duyduğu güven bu adam için acı vericiydi. Belki de onun suçlu olduğunu düşünseydi böyle olmazdı. Yasuo arkasını döndü ve ondan uzaklaşmaya başladı.

''Nereye gidiyorsun? Shurima batıda.'' dedi. Kafasının karıştığı sesinden belliydi.

Yasuo kafasını kıza geri çevirmedi. ''Benim yerim Shurima değil. Senin yerin de değil. Daha vakit var.'' Sözleri soğuk ve kararlıydı; yaklaşan bir fırtınaya hazırlanır gibiydi.

''Tüccarları duydun. Kayıp şehir tekrar yükselmiş.''

''Bunlar Shurima işi kumaşların fiyatını yükseltmek için tüccarlara anlatılan masallar.'' dedi Yasuo.

''Peki ya bir tanrı kumlarda yürüyorsa? Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorsun. Kaybettiklerini geri isteyecektir. Ona hizmet edenler, kabileler...'' Taliyah'nın sesi yaşadıklarının etkisiyle titriyordu. Onları korumak için bu kadar uzağa gelmişken şimdi en büyük tehlikenin onları beklediği bir anda dünyanın öteki ucundaydı. Yasuo'nun eline doğru uzandı. Neredeyse dokunup çekecekti. Dinlemesi, anlaması için ne gerekirse yapardı.

''Ailemi kölesi yapacak.'' dedi. Bu sözleri etraftaki kayalarda yankılandı. ''Onları korumam gerekiyor. Anlamıyor musun?''

Bir esinti başladı ve yerdeki çakıllar yuvarlandı. Yasuo'nun saçı yüzünde savruluyordu.

''Korumak,'' dedi fısıldayarak. ''Şu senin Ulu Dokuyucun onları korumuyor mu?'' Bunu söylerken dişlerini sıkmıştı. Yasuo dünyada yalnız kalmış öğrencisine döndü; siyah gözlerinde hiddetli bir parıltı vardı, bu duygu kızı dehşete düşürdü. ''Eğitimin bitmedi. Onlara geri dönersen hayatın tehlikeye girer.''

Taliyah dimdik ayaktaydı. Yasuo'nun gözlerinin içine baktı.

''Onlar benim hayatıma değer.''

Rüzgâr etraflarında dolanıyordu ama kızın yerinden oynamaya niyeti yoktu. Yasuo uzunca iç çekti ve doğuya doğru kafasını çevirdi. Kara mavi geceyi günün ilk ışıkları deliyordu. Rüzgârın esintisi kesildi.

''Benimle gelebilirsin,'' diye teklif etti kız.

Adamın yüzündeki çizgiler gevşemişti. ''Duyduğuma göre çölde yapılan şerbetin tadı bir başka oluyormuş,'' dedi. Yumuşak bir rüzgâr kızın saçlarında gezindi. Sonra o güzel anın yerini birden acı dolu bir anı almıştı. ''Ama Ionia'da işim bitmedi.''

Taliyah adamın yüzüne dikkatlice baktı ve gömleğinin içine uzanıp uzunca bir iplik çıkardı. Uzun el örgüsü yün ipi ona uzattı. Yasuo ipe şüphe ile baktı.

''Bu bizde bir teşekkür geleneğidir,'' diye açıkladı Taliyah. ''Bir parçanı vermek hatırlanmak demektir.''

Yasuo ipliği aldı ve uzun dağınık saçlarını toplayıp bağladı. Sonra dikkatle seçtiği kelimelerle konuştu.

''Bu nehri takip ederek ilerideki vadiye ulaş ve oradaki nehri takip ederek denize ulaşacaksın,'' dedi eşelenmiş patikayı göstererek. ''Orada yalnız bir balıkçı kadın göreceksin. Freljord'u görmek istediğini söyle ve bunu ona ver.''

Beline bağlı deri keseden kuru bir akçaağaç tohumu çıkarıp kızın avcunun içine bastırdı.

''Kuzeyin donmuş topraklarında Noxus'un iradesine karşı çıkan bir halk var. Onların yardımıyla o çok sevdiğin kumlara geri dönebilirsin.''

''Bu... Freljord denilen yerde ne var?'' dedi, duyduğu yeni kelimeyi denerken duraksayarak.

''Buz,'' diye cevap verdi. ''Ve taş,'' derken gözünü kırpmıştı.

Şimdi gülme sırası Taliyah'daydı.

''Altında dağlar varken daha hızlı hareket edersin. Gücünü kullan. Yok etmek. Var etmek. İkisini de benimse. Her şeyi. Kanatların seni çok uzaklara taşıdı,'' dedi Yasuo. ''Seni yuvana bile geri taşıyabilir.''

Taliyah nehrin açtığı vadiye doğru giden yola baktı. Kabilesinin güvende olduğunu umuyordu. Belki de bu tehlikeyi sadece hayal ediyordu. Şimdi onu görseler ne düşünürlerdi? Onu tanırlar mıydı? Babajan demişti ki; iplik ne renk olursa olsun, iğneden geçirirken ne kadar ince veya kalın olursa olsun, yünün bir tarafı hep yün kalır. Taliyah bu lafı hatırlayarak kendisini rahatlattı.

''Doğru dengeyi dokuyacağından eminim. Sağlıcakla git, Küçük Serçe.''

Taliyah yüzünü yoldaşına çevirdi ama o çoktan gitmişti. Orada olduğuna dair ardında kalan tek iz, sabah havasıyla salınan birkaç yapraktı.

''Ulu Dokuyucu'nun senin için de bir planı var, biliyorum,'' dedi.

Taliyah akçaağaç tohumunu ceketinin cebine sokuşturdu ve patikadan aşağı, vadiye doğru yürümeye başladı. Çizmelerinin altındaki taşlar adeta ona selam veriyordu.

umut a.
1 Mayıs 2016 00:13

bence gayet güzel fakat league of legendsin o harika havasını fazla verememişler sanki

yunus emre ş.
1 Mayıs 2016 01:00

yasuo düşünsün

İsimsiz Üye
2 Mayıs 2016 19:12

Bence Yasuo İle Komboları Olacak

:D

İsimsiz Üye
3 Mayıs 2016 12:47

bence yasuo ile pre girince mükemmel olıcak

Süleyman Bora B.
4 Mayıs 2016 20:06

Yetenekleri felan açıklandı çoğu yt kanallarında

osman ozan f.
22 Mayıs 2016 13:34

bence şampiyon cok kötü olmuş yetenekleri tek saldırı yetenekleri cok güçsüz ve zor bi şampiyon mide karakterlerine gore güçsüz olmuş bence

osman ozan f.
22 Mayıs 2016 15:12

hiç sevmiyorum taliyahı

GÜLSÜM D.
27 Temmuz 2016 04:50
Bence çok güçsüz ama guclenirse affetmeyeceği kesin.