alexa
World of Warcraft
World Of Warcraft, Warcraft 3 ' ün devamı olarak Blizzard ' ın yaptığı online olarak oynanan MMORPG oyundur. WoW olarak da bilinir. En ucuz Wow Gold satın almak veya satış yapmak için doğru yerdesiniz. WoW Battlechest cd key satin alarak oyuna baslayabilir, Warlords of Draenor ve Legion ile upgrade edebilir, Prepaid yani Game Time alarak oyunu oynamaya devam edebilirsiniz.
256
Warcraft Tarihi - 2
İsimsiz Üye
12 Şubat 2015 23:47
Ataların Savaşı 
(Warcraft 1’den 10.000 yıl önce) 

Yücedoğanlar’ın tutarsızca büyü kullanımı Sonsuzluğun Göl’ünden Büyük Karanlığın ötesine güç dalgaları yaymaya başladı. Bu sürekli enerji dalgaları korkunç canavarlar tarafından hissedildi. Sargeras – Bütün hayatların en büyük düşmanı, dünyaların yokedicisi – da güçlü dalgaları hissetti ve uzakta da olsa gücün kaynağı tarafından çekildi. Azeroth’un el değmemiş topraklarını gözetleyen ve Sonsuzluğun Gölü’nün sınırsız enerjilerini hisseden Sargeras tatmin edilemez bir açlık duymaya başladı. İsimsiz boşluğun zalim ve kadim tanrısı yenidoğmuş dünyayı yoketmeye ve onun enerjilerini kendine katmaya karar verdi. 

Sargeras Burning Legion’ı topladı ve hiç bir şeyden haberi olmayan Azeroth’un dünyasına doğru yola çıktı. Lejyon, evrenin en ücra köşelerinden toplanmış 1 milyon lanetlenmiş iblisten oluşuyordu, ki onlar yeni yerleri fethetmenin açlığını çekiyorlardı. Sargeras’ın destekleyicileri, Yozlaştıran Archimonde ve Yokeden Mannoroth, cehennemi yaratıklarını saldırmaları için hazırladı. 

Kraliçe Azshara, ki büyüye duyduğu korkunç bağımlılık onu ele geçirmişti, Sargeras’ın durdurulamaz güçlerine yenik düştü ve ona kendi dünyasına açılan girişi bahşetmeyi kabul etti. Yücedoğanlar bile sihirin getirdiği kaçınılmaz yozlaşma karşısında aciz kaldılar ve Sargeras’a tanrıları olarak tapmaya başladılar. Lejyona minnetlerini gösterebilmek için Yenidoğanlar, kraliçelerinin Sonsuzluğun Gölü’nün diplerinde devasa bir geçit açmasına yardımcı oldular. 

Bütün hazırlıklar yapıldığı zaman, Sargeras Azeroth’un istilasına başladı. Burning Legion’ın savaşçı-iblisleri Sonsuzluğun Gölü’nün içinden Azeroth’un topraklarına akın ettiler ve gece elflerinin hazırlıksız olan şehirlerini kuşattılar. Archimonde ve Mannoroth tarafından komuta edilen Lejyon, Kalimdor’un topraklarını yakıp, yıktı; geriye sadece küller ve derin acılar bıraktı. İblis warlocklar cehennemin ateşini çağırdılar, öyle ateş ki Kalimdor’daki zarif tapınakların üstüne düşen cehennemi göktaşlarını andırıyordu. Bir grup şeytani, kana susamış katil, ki onlar Kıyamet Muhafızı(Doomguard) olarak nam salmışlardı, Kalimdor’un topraklarında ilerlediler ve önleri çıkan herkesi katlettiler. Vahşi ve şeytani cehennem tazısı(Felhound) sürüsünün ülkeye getirdikleri yıkım konusunda rakipleri yoktu. Cesur Kaldorei savaşçıları eski vatanlarını savunmak için çaba gösterseler de Lejyon’un gerçek katliamı başlamadan önce topraklarını karış karış vermeye zorlandılar. 

Malfurion Stormrage çaresiz durumdaki ırkına yardım etmesi gerektiğini farketti. Illidian, Malfurion’un kardeşi, Yücedoğanlar’ın sihirlerini çalışmıştı ve yüksek sınıfın içindeki artan yozlaşmadan nasibini almıştı. Illidian’ı bu tehlikeli saplantısından vazgeçiren Malfurion, Cenarius’u bulmak ve direnişçi bir kuvvet oluşturmak için yola koyuldu. Genç ve güzel rahibe Tyrande; kardeşlere, Elune’un adına, eşlik etmeyi kabul etti. Malfurion ve Illidian’ın ikiside bu idealist rahibeye karşı aşk duysalar da Tyrande’nin kalbi sadece Malfurion’a aitti. Illidian, kardeşinin Tyrande’yle kökleşen ilişkisine katlanmak zorundaydı, ancak biliyorduki aşk acısı büyüye olan bağımlılığının verdiği acı yanında hiçbir şeydi.. 

Sihirin güçlü enerjisine bağlanan Illidian, kendini ele geçeriren Göl’ün enerjilerini tekrar kullanma açlığına karşı direnmeye çabaladı. Neyseki, Tyrande’nin de sabırlı desteğiyle, kendini kontrol etmeyi başardı ve kardeşine yanlız yarıtanrı Cenarius’u bulmasında yardımcı oldu. Uzaktaki Hyjal Dağı’nın(Mount Hyjal) Ayaçıklıklarında(Moonglades) yaşayan Cenarius eski ejderhaları bulup, gece elflerine yardım etmeyi kabul etti. Kızıl dev Alexstrasza liderliğinde ejderhalar, türleriyle beraber iblisler ve şeytani efendileriyle çarpışmayı kabul ettiler. 

Cenarius, büyülü ormanın ruhlarını çağırarak, eski ağaç-adamlardan oluşan bir orduyu, ki gerçekten muazzam bir kara saldırısı olmuştu, lejyonun üstüne sürdü. Gece elfi müttefikleri Azshara’nın tapınağı ve Sonsuzluğun Gölü’nün olduğu yerde kesiştiği zamanki görüntü savaş dışı bir vahşetti. Yeni kurulmuş müttefiklerin gücüne rağmen Malfurion ve yandaşları Lejyon’un saf kuvvetle yenilemeyeceğini farketmişlerdi. 

Muazzam savaş Azshara’nın başkenti çevresinde devam ederken; sapmış kraliçe, Sargeras’ın gelişini beklemekteydi. Lejyonun Efendisi, Sonsuzluğun Gölü’nden harap haldeki dünyaya geçmeye hazırlanıyordu. Onun varolamayacak kadar devasa olan gölgesi coşkulu gölün yüzeyine yaklaştıkça; Azshara, en güçlü Yücedoğan takipçilerini topladı. Sadece onların sihirlerinin beraber odaklandığı bir büyü Sargeras’ın geçebileceği kadar büyük bir geçit açabilirdi. 

Savaş Kalimdor’un keşmekeş halindeki topraklarında devam ederken, korkunç olaylar zinciri başladı. Olayların detayları zaman içinde kaybolsa da Neltharion’un, Toprağin Ejderha Özelliği,(Dragon Aspect of the Earth) Burning Legion’la tehlikeli bir çarpışma sırasında aklını yitirdiği apaçıktı. Alev ve öfke koyu derisinden akarken; o, diğerlerinden ayrıldı. Kendine Ölüm Kanadı(Deathwing) adı veren hiddetli ejderha kendi yandaşlarına karşı geldi ve 5 ejderha türünü de savaş alanının dışına sürdü. 

Ölüm Kanadı’nın ani ihaneti o kadar yıkıcı oldu ki 5 tür de bir daha tam olarak toparlanamadılar. Yaralanmış ve sarsılmış bir şekilde olan Alexstrasza ve diğer soylu ejderhalar ölümlü müttefiklerini terk etmek zorunda kaldılar. Malfurion ve yandaşları, şimdi umut kırıcı şekilde sayıca az, gelecek olan katliamda zar zor hayatta kaldılar. 

Malfurion; Sonsuzluğun Gölü’nün, iblislerin fiziksel dünyayla tek bağlantıları olduğuna ikna olmuş şekilde; Göl’ün yokedilmesi konusunda ısrar etti. Yandaşları; Göl’ün, kendi güçlerinin ve ölümsüzlüklerinin kaynağı olduğunu bilerek; bu ani fikir karşısında dehşete düştüler. Yinede Tyrande, Malfurion’un fikrindeki bilgeliği gördü. Cenarius ve yandaşlarını Azshara’nın tapınağına baskın yapmaya ve Gölü, her ne pahasına olursa olsun, yoketmeye ikna etti. 

Dünyanın Parçalanması 

Göl’ün yokedilmesinin, bir daha sihir kullanamayacağı anlamına geldiğini bilen Illidian, bencil bir şekilde grubunu terketti ve Yücedoğanlar’ı Malfurion’un planı hakkında uyarmak için yola koyuldu. Sihire olan bağımlılığının ve kardeşinin Tyrande’yle olan ilişkisinin verdiği dayanılmaz acı yüzünden delirmenin eşiğine gelen Illidian, Azshara’yla yanındakilere katılmaktan ve kardeşi Malfurion’a ihanet etmekten hiç pişmanlık duymadı. Aksine, Illidian Göl’ün güçlerini her ne pahasına olursa olsun koruyacağına and içti. 

Kardeşinin gidişinden büyük üzüntü duyan Malfurion, yandaşlarına Azshara’nın tapınağının merkezine kadar önderlik etti. Ana salonu bastıkları zaman; Yücedoğanlar’ın, son kara büyülerini yapıyor olduklarını gördüler. Topluluk halinde yapılan büyü Göl’ün çalkantılı derinliklerinde güç dolu, kararsız bir girdap(Vortex) oluşturdu. Sargeras’ın lanetli gölgesi yüzeye yaklaştıkça, Malfurion ve yandaşları saldırmak için hamle yaptılar. 

Azshara, ki Illidian’ın uyarısını almıştı, onlar için her zamankinden fazla hazırdı. Malfurion’un neredeyse bütün yandaşları sapmış kraliçenin gücü karşısında hayatlarını kaybettiler. Tyrande, Azshara’ya arkadan saldırmayı deniyecekti, kraliçenin Yücedoğan korumaları tarafından hazırlıksız yakalandı. Tyrande onları mağlup etse de onların ellerinden acı dolu yaralar aldı. Malfurion aşkının yığıldığını görünce öfkeden deliye döndü, adeta cinnet geçirdi, ve Azshara’nın yaşamını sona erdirmeyi hayattaki tek amacı haline getirdi. 

Tapınağın içinde ve dışında savaş devam ederken, Illidian ulu Göl’ün kıyısının yakınlarında, gölgelerin içinde belirdi. Özel yapım şişeler yapan Illidian; eğildi ve her şişeyi Göl’ün parıldayan sularıyla doldurdu. İblislerin gece elflerinin uygarlığını yokedeceğine ikna olmuş bir şekilde, kutsal suyu çalmayı ve güçleri kendine saklamayı düşünüyordu. 

Malfurion ve Azshara arasında süregelen çarpışma Yücedoğanlar’ın dikkatlice hazırlanmış büyü işini keşmekeşe sürükledi. Göl’ün derinliklerindeki kararsız girdap patladı ve dünyayı sonsuza kadar parçalara ayıracak felaketler zincirini başlattı. Muazzam patlama tapınağı derinden salladı ve işkence görmüş dünyada devasa zelzeleler oluşmasını sağladı. Lejyon ve gece elfleri müttefikleri arasında devam eden korkunç savaş harabe halindeki başkentin çevresinde devam ederken, Sonsuzluğun Gölü kendi içine çöktü ve yıkıldı. 

Felaket patlama sonucunda dünya parçalara ayrıldı ve gökyüzü toprakla kirlendi. 

Göl’deki patlama ve artçı sarsıntılar, dünyanın omurgasını ve yapıtaşlarını salladılar; denizler dünyanın üzerinde oluşan göçüğüı kapamak için hücum ettiler. Kalimdor’un toprağının neredeyse %80’i parçalanarak ayrıldı, geriye sadece yeni coşkulu denizi saran bir avuç kıta bıraktı. Yeni denizin merkezinde, ki bir zamanlar orda Sonsuzluğun Gölü yeralmaktaydı, öfkeli dalgaların ve keşmekeş enerjilerin karıştığı bir fırtına kopmaktaydı. Bu korkunç göçük, daha sonra Maelstrom olarak anılacaktı, öfkeli dönüşünü asla durdurmayacaktı. Bu korkunç felaketin - aynı zamanda sonsuza kadar kaybolmuş mükemmel bir çağın - anısı olarak her zaman orada kalacaktı. 

Yinede, çok gariptir ki, kraliçe Azshara ve seçkin Yücedoğan üyleri patlamadan sonra hayatta kalmayı başarmışlardı. Onlar ki yarattıkları güç tarafından işkence gördüler ve saptırıldılar, Göl’deki patlama yüzünden öfkeli denizin derin sularına gömüldüler. Lanetlenmiş – değiştirilmiş – yeni şekilleriyle nefret dolu sürüngenimsi Nagaları oluşturdular. Azshara’nın öfkesi ve nefreti giderek arttı, öyleki iyice canavarlaşmaya başladı. Her zaman kalbinin derinliklerinde saklı olan kötülüğü ve yozlaşmayı dışarı yansıttı. 

Orada, Maelstrom’un dibinde, Nagalar kendilerine yeni bir şehir yarattılar, Nazjatar, eski güçlerini geri kazanmayı umarak. Nagalar’ın dünyaya varlıklarını göstermeleri ise 10.000 yıl alıcaktı.. 

Hyjal Dağı ve Illidian’ın Armağanı 

Korkunç patlamadan sağ kurtulan az sayıda gece elfi çaresizlik içinde biraraya geldi. Birlikte sallar yaptılar ve görünürdeki tek toprak parçasına doğru yola koyuldular. Nasıl olduysa, Elune’un takdiri olsa gerek, Malfurion, Tyrande ve Cenarius da Muazzam Parçalanma’dan(Great Sundering) sağ kurtuldular. Bitkin düşmüş kahramanlar hayatta kalan dostlarına öncülük etmeye ve onlar için yeni bir vatan yaratmaya karar verdiler. Sessizlik içinde seyahat ederlerken, dünyalarından kalan yıkıntıları incelediklerinde, hepsi tutkularının onlara sadece yıkımı getirdiğinin farkına vardılar. Göl’ün yokedilmesiyle, Sargeras ve lejyonu dünyalarından silinmiş olsa da Malfurion ve yandaşları zaferin getirdiği ağır bedeli ödemek zorunda kaldılar. 

Bu afetten zarar görmeden kurtulan birçok Yücedoğan da vardı. Onlar da diğer gece elfleriyle beraber yeni toprakların kıyısına doğru yola koyuldular. Malfurion Yücedoğanlar’a güvenmese de Göl’ün gücü olmadan gerçek bir sorun oluşturamayacaklarının tatmini içindeydi. 

Yorgun gece elfi topluluğu yeni toprakların kıyılarına ayak bastığında, kutsal dağ Hyjal’ın afetten etkilenmediğini gördüler. Kendilerine yeni bir ülke kurucak yer arayan Malfurion ve gece elfleri Hyjal’ın yamacından tırmanmaya başladılar ve rüzgarın süpürüp, hüküm sürdüğü Dağ’ın doruğuna ulaştılar. Ağaçlık bir çukurluğa doğru inerlerken, ki dağın göğü delen uçurumları arasına yuvalanmıştı, küçük ve durgun bir göl buldular. Sanki onların inadına, bu gölün sularının da sihir tarafından kirletildiğini farkettiler. 

Illidian, Muazzam Parçalanma’dan o da kurtulmuştu, Hyjal Dağı’nın doruğuna Malfurion ve diğer gece elflerinden çok daha önce ulaşmıştı. Dünyadaki sihirin akışını yeniden düzenleme saplantısı içinde, ki bu saplantıdan çok deliliğe dönüşmüştü, Sonsuzluğun Gölü’nün değerli suyunu taşıyan şişelerdeki sıvıları dağın gölüne dökmüştü. Göl’ün canlı enerjileri çabucak suyla kaynaşmıştı ve yeni bir Sonsuzluğun Gölü’nü oluşturmuştu. Yeni Göl’ün gelecek nesillere bir armağan olduğunu düşünen kıvanç içerisindeki Illidian, Malfurion onu yakaladığı zaman şaşkına döndü. Malfurion kardeşine sihirin varoluşundna beri içten içe kötü olduğunu, kullanımının kaçınılmaz olarak yozlaşmaya ve kirlenmeye yol açağını açıkladı. Yinede Illidian büyüsel güçlerinden vazgeçmek istemedi. 

Illidian’ın kendini bilmez hareketlerinin nelerle sonuçlanacağını bilen Malfurion, güç delisi kardeşiyle bir daha uğraşmamasını sağlayacak bir çözüm bulmaya karar verdi. Cenarius’un da yardımıyla, Malfurion Illidian’ı yeraltında büyük bir mağara içindeki hapishaneye kapattı, ki orada zamanın sonuna kadar zincirlenmiş ve güçsüz bir şekilde kalacağını planlıyordu. Kardeşinin mahkumluğunu güvenceye almak isteyen Malfurion genç bir gözetmeni(Warden), Maiev Shadowsong’u, Illidian’ın kişisel muhafızı olarak görevlendirdi. 

Yeni Göl’ü yoketmenin daha da büyük bir felaket getirebileceğinden endişelenen gece elfleri onu kendi halinde bırakmaya karar verdiler. Yinede, Malfurion gece elflerinin bir daha asla sihir sanatlarına çalışmayacaklarını açıkladı. Hepsi, Cenarius’un gözetmenliğinde, yıpranmış dünyalarını iyileştirmelerine ve Hyjal Dağı’nda bulunan yurtlarındaki sevgili ormanlarını oluşturmalarına olanak sağlıyacak tabiat büyücülüğünün(Druidism) eski sanatlarını çalışmaya başladılar. 


Sergen B.
20 Şubat 2015 10:37
Çok Güzel Bir Hikayesi Var Bence Okuyun Arkadaşlar